Her gün aşura! Her yer kerbela.

Kuran ve Ehl-i Beyt araşt. aşura özel makalesi. 6

Hz. Adem ( a.s. )'ın Varisi

İmam Hüseyin (a.s.): 6

‘‘İmam Hüseyin’e yerler ağlar, gökler ağlar
Betul-u Murteza, Peygamber ağlar.’’

KAİNAT AĞLAR! MAHŞER AĞLAR!...

YEDİ YER GÖK AĞLAR!...

İmam Hüsey’in nuhesin (Diriliş) yazanda
Müselman sehlidir, ki kâfîr ağlar

Kör olmuş gözlerin kan tutdu Şimr’in
Ki görsün öz elinde hancer ağlar
Hüsey’in köyneği Zehrâ elinde
Çeker kıyha kıyamet, mahşer ağlar
Atan Hermele ok kerbelâ’de
Göreydim düşman ağlar, leşger ağlar
Kucağında, göreydin Ümm-ü Leyla
Alıp naş-ı Ali Ekber’i ağlar
Rübâb, nisgil döşünde süt görende
Başında kâkül-i Ekb’er hevâsı
Yel ağlar, sünbül ağlar, anber ağlar
Yazanda Âl-i Tâhâ nuhesin men
Ali, şakk-ul, mihrab tilit kan
Kulak ver, mescid okşar, minber ağlar
Ali’den (Şehriyâr), sen bir işare
Kucaklar kabri, Malik Eşter ağlar
Seyyid Muhammed Hüseyin Şehriyar- Tebriz.

İran’ın büyük ustadlarından Seyyid Muhammed Hüseyin Şehriyar- Tebriz’inin dile getirmiş olduğu mahşer ağlar beyitini dile getirdik.

Muharrem Ayı

Yine geldi mâh-i mâtem ey gönül giy kâreler
Gözlerinden kan revan et sinede aç yâreler
Dağ ile taş ah edip feryada başlar ins-ü cin
Ehl-i iman olan her dem sinesini pâreler
Nale vü efgan edip kıl bağrını gel çâk-ı çâk
Bu sebepten derdine belki bulrusun çâreler
Ol Yezid-i mel’un pelide oku lânet dâima
Neler çekti o zâlimden neler ol mah pareler
Ey (Ali Baki) demadem vak’a-i inşad ile
Şah İmam Hüseyn-i Kerbelâ’nın aşkına giy kareler
Ali Baki Gül.

Bu değerli beyit’te de değerli ozan kardeşlerimizden sayın Ali Baki Gül’ün dile getirmiş olduğu Muharrem ayı adı altında derlemesidir. Ne kalemler yaza bilir ve de dille anlata bilir. Hz. İmam Hüseyin (a.s.)’ın evsanesi sadece dünya da değil var olan yedi gök semalarında da özgürlük mücadelesinin şelalesidir.

Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

Ezelden divane etti aşk beni.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.
Niçin dahl edersin, tarik düşmanı.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

İmam-i Ali’dir ayn-i bekadır.
Pir elinden zehir içsem şifadır.
Yardımcımız Muhammed Mustafa’dır.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

İmam-i Cafer’den aldık icazet.
Musa-i Riza’dan farz ile sünnet.
Müminlere rahmet, Yezide lanet.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

İmam-i Rıza’nın ben envarriyim.
Şah-i Kerbela’da doğan Ali’yim.
Münkirle Yezid’in Azrail’iyim.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

Muhammed Taki’dir, Ali Naki’dir.
Hasan’ul Asker’den içtim saki’dir.
Devriş mürsid ulu Ali hafidir.
Hüseyni’yim, Alevi’yim ne dersin.

PİR SULTAN çağırır Hint’te Yemen’de.
Dolaştırsam seni Sahib-i zamanda.
İradet getirdim ikrar imandan.
Hüseyni’yim, Alevi’yin ne dersin.

Kuran ve Ehl-i Beyt araştırmaları olarak çalışmalarımızın ister alevi halk ozanlarında dile getirilmiş beyitleri olsun ister Şia’nın büyük alim ustadların kaleme almış oldukların makale ve kitaplarından olsun ve isterse Ehl-i Sünnet kaynaklarında en mütebir sahih hadis kaynaklarının dile getirmiş sayısız belgelerinde olsun İmam Hüseyin (a.s.)’ın hakındaki Hz. Muhammed (s.a.v.)’ın buyruk gibi değerli sözlerinden değerlendirmeler yapmaya çalışacağız inşallah!...

İmam Hüseyin (a.s)' ın

Medine ve Mekke' deki

Buyurduğu Sözleri...

Hicretin 06. yılı olan recep ayının ortalarında, hakkın lanetine uğrayan Muaviye b. Ebu Sufyan oğulunun ölmesiyle onun oğlu Yezid Hz. Muhammed (s.a.v.)’in makamını işgal etmişlerdir. O’nun içinde bizde burda kaleme almak istediğimiz İmam Hüseyin (a.s.)’ın çeşitli kaynaklı belgeleriyle bir değerlendirme yapmaya çalışacağız.

Bismillahirrahmanirrahim

Hicretin 60. yılı, Recep ayının ortalarında, Muaviye'nin ölmesiyle oğlu Yezid hilafet makamına geçti. Hilafeti eline alır almaz hemen muhtelif bölgelerin vali ve yöneticilerine mektuplar yazarak onlara Muâviye'nin ölümünü bildirdi. Babası döneminde öngörülen veliahtlığını ve kendisi için halktan bu hususta bi'at alındığını hatırlattı ve onları kendi makamlarını sabitleştirerek kendisi için adına yeniden bi'ât almalarını emretti. (Bu mevzu "el-Gadir" kitabının 10. cildinde geniş bir şekilde nakledilmiştir) Aynı mevzuda bir mektup da Medine şehrinin valilik makamına tayin edilmiş olan Velid ibn-i Utbe'ye gönderdi, ve bir not da ilave edip babası döneminde kendisine bi'ât etmeyi kabul etmeyen üç meşhur şahsiyetten de bi'ât almasını önemle te'kid ederek şöyle yazdı: "Hüseyn ibn-i Ali, Abdullah ibn-i Ömer ve Abdullah ibn-i Zübeyr'den bi'ât almak hususunda onlara sert davran ve bi'ât etmedikleri sürece hiç bir ruhsat ve izin verme."
Velid ibn-i Utbe, Yezid'in mektubu ulaşır ulaşmaz, akşamleyin, Muâviye'nin önceki valisi olan Mervan ibn-i Hakem'i yanına çağırtıp Yezid'in mektubu hakkında onunla istişare etti. Mervan ibn-i Hakem: "Muaviye'nin ölüm haberi şehirde yayılmadan önce bu kaç kişiyi kendi yanına çağır ve onlardan Yezid için bi'ât al" dedi.
Velid ibn-i Utbe de bu düşünceyi severek benimseyip aynı gece onların peşi sıra memur gönderip huzuruna çağırttırdı. Mescid-un Nebi'de birlikte oturup sohbet eden Hz. İmam Hüseyin (a.s) ve Abdullah b. Zübeyr'e bu haber ulaşınca, Abdullah b. Zübeyr, geceleyin valinin yanına çağırılmadan endişeye kapılmasına rağmen Hz. İmam Hüseyin (a.s), İbn-i Zübeyr'e: "Öyle sanıyorum ki Benî Ümeyye'nin tağutu Muaviye b. Ebî Süfyan helakete ermiştir, bu davetten maksad da oğlu Yezid için bi'ât almaktır." diyerek konuya net bir açıklık getirdi.
Musiyr-ül Ahzan kitabının naklettiğine göre, Hz.İmam Hüseyin (a.s) sözlerine şunu da ekledi: "Ben uykuda, Muaviye'nin evinde alevlerin yükseldiğini ve minberinin altüst olduğunu gördüm."
Velid ibn-i Utbe meclise geldiğinde Hz.İmam Hüseyin (a.s)'ın tahmin ettiği gibi Muaviye'nin ölüm haberini İmam Hüseyin (a.s.)’'a bildirilerek Yezid'e bi'ât etmesi istendi.
Hz.İmam Hüseyin (a.s) Velid ibn-i Utbe'ye cevap olarak: "Benim gibi birisinin gizli olarak bi'at etmesi doğru değildir. Ki sen de böyle bir bi'âta razı olmamalısın. Bütün Medine halkını, biâtlerini yenilemek için davet ettiğinde, biz de bu işi yapmaya karar alırsak, diğer müslümanlarla birlikte bi'ât ederiz." dedi.
Velid ibn-i Utbe Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın bu sözünü kabul edip fazla ısrar etmek istemedi. İmam Hüseyin (a.s) oradan ayrılmak için hazırlandığında mecliste hazır bulunan Mervan b. Hakem gizlice Velid ibn-i Utbe'ye: "Eğer gecenin bu saatinde Hz. imam Hüseyin(a.s.)'den bi'ât almazsak artık kan dökülmedikçe onu bi'âta zorlayamazsın. Binaenaleyh bi'ât etmediği takdirde onun buradan ayrılmasına müsaade etme ve bi'ât etmezse Yezid'in emrettiği gibi boynunu vur." diye onu ikna etmeye çalıştı.
İmam Hüseyin (a.s), Mervan'ın bu tutumunu görünce ona hitap ederek: "Ey Zerka'nın oğlu(Zerka" kendi zamanının adı kötüye çıkan kadınlarından olan Mervan'ın büyük annesidir.) sen mi beni öldüreceksin yoksa Velid ibn-I Utbe mi? Yalan söyledin ve günah işledin." Diye haykırdılar.
Sonra da Velid ibn-i Utbe'nin kendisine hitaben şöyle buyurdu: "Ey emir! Bizler nübüvvet hanedanı ve risalet madeni, meleklerin sık-sık uğradığı ve Allah'ın rahmetinin (kendilerine) indiği kimseleriz. Allah-u Teâla İslam'ı bizimle (Hz. Muhammed'le "s.a.v) başlatmış ve bizimle (Hz. Mehdi a.c.) de sona erdirecektir. Ama benden kendisine bi'ât almak istediğin şahıs (Allah’ın lanetine uğrayan Yezid) şarap içen, elini suçsuz insanların kanına bulayan, ilahî İslam-i devleti ayaklar altına alan, alenen halkın gözü önünde fısk-u fücura baş vuran bir şahıstır. Acaba benim gibi bir kimsenin böyle faşit bir düşünceye sahip olan birine bi'ât etmesi doğru olur mu hiç? Fakat bu hususta biz ve siz geleceği nazara almalıyız; o zaman da hilafet ve bi'ât makamına hangimizin daha lâyık olduğunu göreceksiniz."
Hz. İmam Hüseyin (a.s) Velid ibn-i Utbe'nin ümidini suya düşüren bu konuşmasından sonra meclisi terk etti.
"Lühuf" ve diğer değerli kitapların naklettiğine göre Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın Mervan b. Hakem'i gördüğü gecenin sabahı, Mervan kendisine şöyle dediğini naklederler: "Ey Eba Abdullah! Ben senin hayrını istiyorum, size bir teklifim vardır. Kabul ederseniz hayır ve salahınıza tamam olur." Hz. İmam (a.s): "Teklifiniz nedir diye sorar?": Mervan b. Hakem şöyle dedi: "Dün gece Velid b. Utbe'nin meclisinde söylendiği gibi hemen Yezid'e bi'ât et! Çünkü bu iş senin, hem dinin ve hem de dünyan için daha faydalıdır."
Hz. İmam Hüseyin (a.s) cevaben şöyle buyurdular: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun. Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam'la vedalaşmak gerekir. Evet, ben ceddim Hz. Resulullah'ın (s.a.v)’den şöyle buyurduğunu duydum: "Hilafet Ebu Süfyan hanedanına haramdır. Bir gün Muâviye'yi minberim üzerinde görecek olursanız onun karnını yarın." Ama Medine halkı onu, Hz. Peygamber'in (s.a.v) minberi üzerinde gördükleri halde öldürmediler. Şimdi Allah-u Teâla onları (Muaviye'den daha kötü olan) faşist ve fasık barbar biri Yezid'e müptela etti."
Hatib-i Harezmî'nin naklettiğine göre Hz. Hüseyin (a.s) Velid ibn-i Utbe'nin meclisinden çıktığı aynı gecede Hz. Resulullah'ın (s.a.v)’in haremini ziyaret etti, kabrinin kenarında durup ceddine şöyle dedi: "Selam olsun sana ey Allah'ın elçisi, ben senin yavrun ve kızın Fatıma'nın oğlu İmam Hüseyni’m. Ben ümmetinin arasında onların hidayeti ve önderliği için halife kıldığın torununum. Ey Allah'ın Peygamberi, şahit ol ki onlar bana yardımda bulunmadılar, beni korumadılar. İşte bunlar, seninle yeniden görüşünceye dek var olan şikayetlerimdir."(Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 186. Maktel-i Avalim, s. 54) Ehl-i Sünnet alimlerin çoğunluğunda yakardaki Hz. İmam Hüseyin (a.s.) dile getirmişler her nedense kendileri bile İmam Hüseyin (a.s.)’ın safında olmamışlardır.
İmam Hüseyin (a.s) hareket etmeye karar aldığı günün ertesi gecesi, ikinci kez olarak ceddinin kabrini ziyaret edip Hz. Resulullah'a (s.a.v) şöyle buyurdular: "Allah'ım! Bu senin Peygamberinin kabridir, ben ise Peygamberinin kızı Fatıma'nın oğluyum. Şu anda senin bildiğin bir olayla karşılaşmış bulunuyorum. Allah'ım! Ben iyiliği severim, kötülükten hoşlanmam. Ey celal ve ikram sahibi olan Allah! Bu kabrin ve içerisindeki yatan şahsın hürmetine benim için, senin ve Peygamberinin rızasına uygun olan yolu bana mukadder eyle."(Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 186)
Harezmi'nin nakline göre Hz. İmam Hüseyn (a.s) o gece sabaha kadar Hz. Peygamber (s.a.v.)in kabrinin kenarında Rabbiyle münacat edip ibadetle meşgul oldu. Hz. İmam Hüseyin (a.s), Medine'den hareket edeceği malum olunca, İmam Hüseyin (a.s)'ın canını tehlikeye atmamasına büyük bir ilgi gösteren bazı yakınları, huzuruna varıp İmam'a (a.s) Yezid'le uzlaşmayı teklif ettiler. Her ne kadar İmam Hüseyin (a.s.)’ın Yezid gibi bir haramzadeyle uzlaşma yollarının aranmasını deyimlerini kullanıyorlarsa bu teklif asla gerçeklerle alası bulunmamaktadır. Zaten Kuran ve Ehl-i Beyt araştırmaları bu meselelerinde üzerinde durmuş gereken konular üzerinden de açıklamalar yapmıştır. Bu şahıslardan biri de "Ömer ibn-i Atraf" ismiyle bilinen Hz. Imam Ali (a.s)'ın oğlu Atraf'tır. Lühuf kitabının naklettiğine göre Atraf kardeşi Hz. Hüseyin (a.s)'ın huzuruna çıkıp şöyle dedi: "Kardeş! Kardeşim İmam Hasan (a.s.)'ın babam Hz. İmam Ali'den naklettiğine göre seni katledecekler. Sanıyorum ki Yezid'e karşı muhalefet etmen ölümüne sebep olacaktır ve böylece o haber gerçekleşecektir. Ama Yezid'e bi'ât edecek olursan bu tehlike yok olur; siz de öldürülmekten kurtulmuş olursunuz." Yazan. imam Dikmen



Kuran ve Ehl-i Beyt araşt. aşura özel makalesi. 7



Hz. Adem ( a.s. )'ın Varisi



İmam Hüseyin (a.s.): 7


Hz.İmam Hüseyin (a.s) cevabında şöyle buyurdu:



"Babam İmam Ali (a.s), kendisinin ve aben İmam Hasan (a.s.) ile benim öldürüleceğimizi. Bana haber vermiştir. Senin bildiğin şeyi ben bilmiyor muyum? Vallahi ben hiç bir zaman zillete boyun eğmeyeceğim... Fatımat'üz-Zehra semavit-i vel Arz (a.s.) evlatları yönünden eziyet veren kimseler asla cennete girmeyeceklerdir." (Lühuf, s. 23)

Hz. İmam Hüseyin (a.s) o iddialı kararından dolayı, endişesini dile getiren kimselerden birisi de Hz. İmam Ali (a.s)'ın evlatlarından olan Muhammed-i Hanefiye idi. Taberi ve diğer kitapların naklettiğine göre, Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın huzuruna varıp şöyle dedi: "Kardeşim! Sen halkın en sevimlisi ve en değerli olanısın. Teşhis ettiğim hayır ve salahı sana söylemekle mükellefim. Sanıyorum ki, siz şimdilik mümkün olduğu kadar belirli bir şehirde ikamet etmezseniz daha iyi olur... Bu şehirden uzak olan bir yerde sükûnet edip oradan halka elçiler gönderin, onların himayesini kazanın. Bi'ât ederlerse Allah'a şükredin, Bi'ât etmedikleri takdirde ise zarardan uzak kalmış olursunuz..."

İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye cevap olarak şöyle buyurdu: "Kardeşim! Yezid'e bi'ât etmemek için bir şehirden diğer bir şehre gitmemi bana teklif ediyorsun, ama şunu bil ki eğer bu geniş dünyada sığınılacak hiç bir yer olmasa bile yine de ben Yezid ibn-i Muâviye'ye bi'ât etmeyeceğim." (Maktel-i Avalim, s. 54. Harezmî, c. 1, s. 188) Bu sözler üzerine Muhammed-i Hanefiye'nin gözlerinden yaşlar boşandı... İmam Hüseyin (a.s) sözüne şöyle devam etti. "Kardeşim Allah sana mükafat versin, sen nasihat etme ve doğru yolu gösterme hususunda kendi vazifeni yaptın. Fakat ben kendi vazifemi senden daha iyi biliyorum. Mekke'ye hareket etmeye karar aldım. Ben, kardeşim ve kardeşimin çocukları ile şialarımdan bir grup yolculuk için hazır durumdayız... Ama senin üzerine düşen vazife Medine'de kalman, gıyabımda Benî Ümeyye taraftarlarının git-gellerini ve onların gizli hareketlerini göz önünde bulundurman ve bu konuda gereken haberleri bana ulaştırmandır."



İmam Hüseyin (a.s)’ın Kardeşine Vasiyeti



İmam Hüseyin (a.s), Medine'den Mekke'ye hareket ettiği zaman şu vasiyeti yazıp mühürleyerek kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye verdi:



"Bismillahirrahmanirrahim.



Bu İmam Hüseyn ibn-i Ali'nin kardeşi Muhammed-i Hanefiye'ye olan vasiyetidir. İmam Hüseyin şehadet ediyor ki Allah'dan başka bir ilah yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v) O'nun kulu ve elçisidir, hak dini ve devleti (İslam'dır) Allah'dan (bütün alemlere) vadh getirmiştir. Cennet ve cehennem haktır. Kıyamet günü vuku bulacaktır; onun vuku bulmasında hiçbir şüphe yoktur. Allah-u Teâla (böyle bir günde) bütün insanları diriltecektir. Ben azgınlık, makam, fesad ve zulüm için Medine'den ayrılmadım. Ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah (s.a.v)’ın ve babam İmam Ali'nin (a.s)’ın yolunda gitmek için kıyam ettim. Öyleyse kim bu gerçeği benden kabul ederse (bana itaatte bulunursa) Allah'ın İslam devletini ve kanunlarını kabul etmiştir ve kim de bunu reddederse (bana itaatte bulunmazsa), Allah benimle bu kavmin arasında hükmedene kadar sabrederim (kendi yolumu tutup giderim) Allah hükmedenlerin hayırlısıdır. Kardeşim! İşte bu benim sana olan vasiyetimdir. Muvaffakiyet Allah'tandır, O'na tevekkül ediyorum, dönüşüm de yine O'nadır." (Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 188, Maktel-i Avalim, s. 54.)



Hz. İmam Hüseyin'in (a.s) Mekke'deki Sözleri:



İmam Hüseyn (a.s) Mekke'ye girdiği sıralarda Abdullah ibn-i Ömer müstahap Umre amallerini yerine getirmek ve şahsi işlerini yapmak için Mekke'de kalmaktaydı. Hz. Imam Hüseyin (a.s) Mekke'ye girdiği ilk günlerde o da Medine'ye dönmeye karar aldı. İmam Hüseyin (a.s)'ın huzuruna gelip O'na Yezid ile sulh ve bi'ât etmeyi teklif etti ve İmam Hüseyin (a.s)'ı Yezid’e karşı muhalefet etmenin tehlikeli sonuçlarından sakındırdı. Harezmî'nin nakline göre İmam Hüseyin (a.s)'a şöyle dedi: "Ya Eba Abdullah! Halk Yezid'e Bi'ât etti, dirhem ve dinar da onun elindedir, halk ister istemez ona yönelecektir. Bu hanedanın eskiden beri size karşı düşmanlıkları olduğu için, ona muhalefet ettiğin takdirde öldürülmenden ve bir grup müslümanların da bu yolun kurbanı olmasından korkuyorum. Ben Resulullah’tan (s.a.v) şöyle buyurduğunu duydum:

"Hüseyin öldürülecektir, halk ona yardım etmekten el çekerse, zillet ve hakirliğe düçar olur." Sen de diğer müslümanlar gibi bi'ât et ve müslümanların kanının dökülmesinden sakın." (Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 190.) Değerli araştımacı ehl-i İmam Hüseyin ile Yezid arasında savaşın basit olduğuna inanabilirsiniz, ama bu sizlerin düşündüğü gibi basit değildir. Bu konu veya mesele hakında iki değerli sözcüğün anlamını iyice anlayıp kavramak zorundayız. Ister inanın isterseniz bana hiç inanmayınız. Bu meselenin temel nitecesi gerçektende çok önemli bir anlam taşımaktadır. Bu da HAK ve BATIL’dır. Biz bu Hak ile Batıl arasında farklıkları Kuran ve Ehl-i Beyt araştırmasında detaylarıyla beraber konular halinden gündeme getirdik. İlk etapta Hz. Adem (a.s.)’ın oğulları arasında iki kardeşin kavgasını açıkladık. Yani Habil ile Kabil. Habil (a.s.) Hak’ı tepsil ederken, Kabil’de Yezid gibi bir haramzade’den dünya’ya gelmiş batıl’ı temsil etmektedir. İşte asıl konu budur. Hak ve Batıl… Yezid’in elinde bir büyük imparatorluk santanatlığı bulunmaktaydı. Yezid’ın babası ve yegenleri bu hak adaleti olan imparatorluğu gasp edip Emevilerin saltanatçılığına geçirmişlerdi. Fakat Hak adaletinin Peygamber’inin vahiyle gerçekleştirilmiş olan bu İslam devletini binbir hile ile ellerine ve saltanatlarının buyundurluklarının emirleri altına geçirdiler. Bunların bu Hak adaletin temsilcileri olmaları içinde haramzade olan Emevi saltanatçılarının hak imamlarının biâtlarını almaya ihtiyaçları bulunmaktadıy. Fakat İmam Hüseyin (a.s.)’ın haramzade olan Yezid’e biât etmeyeceklerinin Yezid’ın planlarını bozup onun o pak ve temiz makamda kalmasına imkan yoktu. O’nun içinde ilk etapta İmam Hüseyin (a.s.)’ın böyle bir haramzadeye biât etmesi gerekirdi. Ama Allah’a şükürler olsun ki, İmam Hiseyin (a.s.) bu zalim ve haramzadelere biât etmeyi reddedip hicret etmek zorunda kalmıştır.

Hz. İmam Hüseyn (a.s)’ın çeşitli insanlarla konuştuğunda, onların her birine akıl, idrak ve kareterlerini miktarıca münasip cevaplar veriyordu. Abdullah ibn-i Ömer'in teklifi karşısında da şöyle bir cevap verdi: "Ey Eba Abdurrahman! Biliyor musun dünya Allah katında o kadar hakirdir ki Yahya ibn-i Zekeriyya (Kur'ân-ı Kerim'de diğer Peygamberler gibi zühd ve takvasından söz edilen Hz. Yahya, Milad'ın 28. yılında, zamanının padişahının iffetsiz kızı "Salume"nin vesvesesiyle feci bir şekilde katledildi.) gibi büyük bir Peygamberin kesilmiş başı Benî İsrail'in kötü ve zinakarlarından birisine hediye olarak gönderildi? Benî İsrail (Allah'a karşı öyle muhalefet etti ki) şafak vaktinden güneş doğuncaya kadar tam 70 Peygamber katlettiler. Sonra, sanki hiçbir cinayet işlememişler gibi pazar yerlerinde oturup alış-verişleriyle meşgul oldular. Benim ceddimin ümmetide O’nun hak imamları olan biz Ehl-i Beyt imamlarını katledecektir. Bu musubet ile müslümanın diyen insanların çoğunluğu cennet’te giremiyecektir. Bunlar dünyalarını cehennem karşılığında satmışlardır. Allah-u Teâla onlara azap göndermede acele etmedi, onlara biraz mühlet verdi, sonra intikam sahibi muktedir Allah, onları sert bir şekilde cezalandırdı."

İmam Hüseyin (a.s) daha sonra şöyle buyurdular: "Ya Eba Abdurrahman! Allah'dan kork, yardımını bizden esirgeme." Lühuf, s. 26, Musir-ül Ahzan, s. 20

İmam Cafer Sadık (a.s.)'in naklettiğine göre Abdullah ibn-i Ömer kendi teklifinden netice almadığını görünce İmam Hüseyin (a.s)'a şöyle dedi: "Ya Abdullah, bu ayrılık vaktinde Hz. Resulullah'ın (s.a.v) bedeninden defalarca öptüğü yeri müsaade edin ben de öpeyim."



Hz. İmam Hüseyn (a.s)’ın



Basra Halkına Yazmış Olduğu Mektubu:


Ehl-i Sünnet kaynakların en mütebir alimlerinden olan değerli ve sayın Tarihi Taberi'nin naklettiğine göre Hz. İmam Hüseyn (a.s), Mekke'ye girdikten sonra, Basra şehrindeki Malik b. Mesmei, Mes'ud b. Amr ve Münzir b. Carud gibi kabile reislerine birer mektup yazdı. O mektupların tercümesi şöyledir: "Allah'a Hamd, Hz. Peygamber'e (s.a.v) salat ve selam olsun. Allah-u Teâla Hz. Muhammed (s.a.v)’i insanların arasından seçti. Peygamberliğiyle O'na ikramda bulundu... İnsanları hidayet ettikten ve kendisine verileni halka ulaştırdıktan sonra O'nun ruhunu aldı. Biz de O'nun ailesi, evliyası ve varisleri idik ve insanlar arasında O'nun makamına daha lâyık olan kişilerdik. Fakat Emevi grupları, öne atılıp bu hakkı bizden zorla ve katliamlarla aldılar. Bizim bu hakka onlardan daha lâyık ve daha üstün olduğumuzu bildiğiniz halde, müslümanların arasında fitne, ihtilaf ve ayrılık çıkmaması, düşmanın onlara musallat olmaması için bu duruma karşı koymayıp müslümanların rahatını kendi makamımıza tercih ettik. Kendi elçimizi sizin tarafınıza gönderip sizi, Allah'ın kitabına ve Hz Peygamber (s.a.v.)in kurmuş olduğu islam devletini ve O’nun sünnetine davet ediyorum. Zira Hz. Peygamberin (s.a.v)’in sünneti ortadan kaldırılmış (yerine Emevi kural ve kanunları) bid'ât ihya edilmiştir. Eğer sözümü kabul eder ve beni dinlerseniz ben de sizi doğru yola hidayet ederim. Vesselam-u aleykum ve rahmetullah-i ve berekatuh." (Taberi, c. 7, s. 240)

Hz. İmam Hüseyn (a.s) bu mektubunda Basra halklarının, İslam devletine kanunu ve hukukuna muhalif olan düzene karşı mücadelesi hususunda kendisine yardım etmeye davet etmenin yanı sıra Ehl-i Beyt'in makamını, İslam (dininin) devletinin ve hukuksal anayasasını tahrife uğradığını ve kendi kıyamının asıl hedefini ayrıntılı bir şekilde açıklamıştır.

Kufe halklarının Hz. İmam Hüseyine (a.s.)’a yazmış oldukları mektuplarına karşılıkda Hz. İmam Hüseyn (a.s)’ın Kufe Halklarını karşılıksız bırakmayarak kendilerine cevap yazdı: Kufe halkı, Hz. İmam Hüseyn (a.s)'ın bi'ât etmekten kaçınıp islam devletinin başında duran zalim ve zinakâr Yezid hükümetine karşı mücadele vermeye kalkıştığını ve Mekke şehrine ulaştığını haber alınca İmam Hüseyin'e (a.s) çok sayıda mektup gönderdiler. Gönderilen mektupların özeti şundan ibarettir: "Şimdi artık Muaviye ölmüş ve müslümanlar onun şerrinden kurtulmuştur; bizi şaşkınlıktan kurtaracak bir İmam'a muhtacız. Şimdi biz Kufe halkı olarak bu şehirde Yezid'in valisi Numan b. Beşire karşı çıkıp onunla her türlü ilişkiyi kesmiş bulunmaktayız; hatta onun cemaat namazlarına bile katılmıyoruz. Sadece sizin gelmenizi bekliyoruz, elimizden gelen her yardımı sizin hedefiniz uğrunda esirgemeyeceğiz, sizin yolunuzda kendi canımız ve malımızdan da geçmeye hazırız."

İslam tarih kaynakçılarından bazı tarihçilerin naklettiğine göre Kufe halkından ulaşan mektupların sayısı on iki bine aşkındı. Hz. İmam Hüseyin bu mektuplara cevap olarak şöyle yazdı:


"Bismillahirrahmanirrahim.


İmam Hüseyn ibn-i Ali'den Kufe şehrinin ileri gelen mümin ve müslümanlarına. Allah'a Hamd, Hz. Peygamber (s.a.a)’e selam ve salattan sonra, siz Kufe ehlinin en son mektubu (Hani ve Saîd vesilesiyle) bana ulaştı. Metuplarınızda hatırlatıp ve izhar ettiğiniz şeyleri anladım; çoğunuzun sözü şundan ibaretti: "İmam ve önderimiz yoktur, bize, şehrimiz Kufe'ye gel ki Allah-u Teâla senin vesilenle bizi hakka ve doğru yola hidayet etsin."

Şimdi ben kardeşim, amcam oğlu ve ailem arasında herkesten fazla ihtimat ettiğim bir kimseyi yani (Müslim ibn-i Akil'i) size gönderiyorum. Ona halinizi, düşüncelerinizi, görüşlerinizi yakından öğrenip neticeyi bana bildirmesini emrettim. Eğer Kufe halkının ekseriyetinin isteği ve aranızdaki akıl ve fazilet sahibi kimselerin görüşü de, elçilerinizin huzuren anlattıkları ve mektuplarınızda okuduğum ve zikrettiğiniz gibi olursa ben de inşallah pek yakın bir zamanda size doğru hareket edeceğim."

Hz. İmam Hüseyin (a.s) mektubunu şu değerli cümlelerle sona erdirdi: "Allah'a yemin ederim ki gerçek imam, Allah'ın kitabıyla amel eden, adalete sarılan, hakka boyun eğen ve kendisini sadece Allah'a adayan bir kimsedir. Vesselam." (Taberi, c. 7, s. 235. Kamil-i İbn-i Esir, c. 3, s. 267. İrşad, s. 20. Maktel-i Harezmî, c. 1, s. 195 ve 196)


Hz. İmam Hüseyin (a.s)'ın


Mekke'deki Değerli Hutbeleri:


Hz. İmam Hüseyin (a.s.)’ın her bir adımı ve her hareketi bir devrim niteliğinde özgürce başlatılmış İslam devletinin kanunlarında temsil edebilen vahiy doğrultusunda bir cihad hareketidir. O’nun içinde dünyanın her neresinde bulunursa bulunsun bu yapmış olduğu ilk adım insanların müslüman olmadıkları halde kendi hak ve özgürlüklerinde de bir özgürlükçü savaşcan olmuş ve kurumsal halk mücadelerinin de başı olmuştur. Burda çok değerli bir liderinde söylemiş olduğu bir sözünü söylemektende çekinmeyip onun yapmış olduğu haretekin neden ve niteliği olmuştır. Biliyorsunuz ki Hindistan senelerce ingiliz mangaların buyundurluk emirleri altındaydı. Orda halk hareket lideri olan Gandi bir devrim gerçekleştirdi. İnsanlar kendilerine bir soru sordular. Bu mucadelenin çok büyük bir zor yanı vardı. Sense müslüman değilsin ki diyebilelim sana keramet ve mucize verilip bir devrimi gerçekleştirdin. Bunun sebebini bizede söyle bizde bu nedenlik ve niteliğin değerini anlayalim.? Gandi: Onlara evet ben müslüman değilim. Ben bir kitap okudum. O kitapta İmam Hüseyin’in bir sözüne rastladım. Bu söz aynen şöyleydi. Ey insanlar madem ki müslüman olmadınız hiç olmasa özgür olun. Evet bizim devrimizin temel niteliğide işte İmam Hüseyin (a.s.) şöylemiş olduğu bu kutsal sözün özüdür. Hac mevsiminin yaklaşmasıyla müslümanlar ve hacılar grup grup Mekke'ye geliyorlardı. Haramzade olan Yezid ibn-i Muaviye'nin emri üzere, Amr ibn-i As da zahirde hac emiri unvanı altında fakat gerçekte tehlikeli bir cinayeti işlemek maksadıyla Mekke'ye geldi. İmam Hüseyin (a.s), Amr ibn-i Said ibn-i As'ın kendisini öldürmekle görevlendirildiğinden haberdar oldu. İmam Hüseyin (a.s) Mekke'nin ihtiramının korunması için hac merasimine katılmadan hac amellerini Umre'ye çevirip Zilhicce ayının sekizinde salı günü Mekke'den Irak'a doğru hareket etti. Fakat hareket etmeden önce Beni Haşim ailesi, ve Mekke'de ikamet ettiği müddet içerisinde, İmamHüseyin (a.s)'ın dostlarına katılan Şii’lerin arasında şu hutbeyi okudu: "Bütün hamdlar Allah'a mahsustur, Allah neyi dilerse o olur. Kuvvet ve kudret ancak Allah'dandır. Allah'ın salat ve selamı O'nun Resulüne (s.a.v.) ve O’nun pâk ve masum olan Ehl-i Beyt’ine olsun."Hz. İmam Hüseyin (a.s) daha sonra şöyle buyurdular.

"Gerdanlık kızların boynuna yakıştığı gibi ölüm de insanoğluna yakışır. Yakup, Yusuf'u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana, varacağım bir katligah tayin edilmiştir. Öyle ki, o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının (Kûfe ordusunun) Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını, aç karın ve boş dağarcıklarını da bedenimle doldurduklarını görüyorum. Allah'ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah'ın razı olduğu şeye biz Ehl-i Beyt de razıyız. O'nun bela ve imtihanı karşısında sabır ve istikamet gösteriyoruz. O da sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Hz. Resulullah'ın (s.a.v)’in bedeninin parçası olan evlatlar O'ndan hiçbir zaman ayrı düşmeyeceklerdir. Cennette de O'nun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamberin (s.a.a) hoşnutluğu ve gözünün aydınlığına vesile olup vadesi de (ilahi devletin kanun ve hükümetin istikrarı da) onların vasıtasıyla tahakkuk bulacaktır."

Hz. İmam Hüseyin (a.s)’ın sözlerini şu cümlelerle tamamladı: "Herkes bilsin ki, bizim uğrumuzda canından geçen ve Allah'a ulaşmak yolunda kendisini feda etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir. Çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşaallah." (Lühuf, s. 53. Musir'ül-Ahzan, s. 21.) .
Yazan imam Dikmen